Zehra Yılmaz: Azeri bir kadını canlandırmak istiyorum

Zehra Yılmaz: Azeri bir kadını canlandırmak istiyorum

ATV'de yayınlanan Kimse Bilmez dizisinde Tuğçe karakterini canlandıran güzel oyuncu Zehra Yılmaz ile bir araya geldik ve samimi bir röportaj yaptık. Yılmaz Bakü'de büyümüş. Rus Koleji'nde eğitim görmüş. Durum böyle olunca Azerice ve Rusça anadili olmuş. Türkçesi o kadar bozukmuş ki, okumak için İstanbul'a geldiğinde Türkçe dersi almış. Azmetmiş ve kısa sürede iyi derecede Türkçe konuşmayı başarmış. Azeriler daha gelenekçi yapıda oldukları için İstanbul'da onu şaşırtan şeyler olmuş. Sigara içen kadınlar ve küfreden erkekler gibi... "İstanbul daha açık kafalı bir şehir. Bakü daha muhafazakar, argo esprileri hiç anlamıyordum. Ben mi yanlışım onlar mı diye düşünüyordum" diyor.

Oldukça idealist ve disiplinli Zehra Yılmaz. Sete zamanında gidip, rolüne iyi çalışıyor. "Oyunculuk yapacaksam en iyisi olmalıyım" diyor. İki buçuk yıldır birlikte olduğu şarkıcı Cem Belevi ile çok mutlu. Belevi'nin merhamet dolu yüreğine âşık olduğunu söylüyor ve ekliyor: "İlişkimden sonra bana gelen mesajlar ile Cem' e gelen mesaj sayılarında farklılıklar oldu. Ona gelen mesaj sayısı arttı. Benim ise azaldı. Sevgilisi olan erkeğe daha çok rağbet gösteren bir kitle var. Erkekler daha saygılı bu konuda."

- Kimse Bilmez'in reytingleri çok iyi gidiyor. Sette sizin enerjiniz nasıl?
- Bizde hem drama hem de aşk var. O kadar doğurgan bir hikaye ki, her hikaye başka bir hikayeye gebe kalıyor. atv izleyicisinin sadakati diye bir durum var. Sevdi mi tam seviyorlar ve her hafta reyting katlanarak artıyor. Bu da setteki enerjiyi etkiliyor. Çok mutluyuz gururluyuz.

- Eskiden Yeşilçam'da esas oğlan esas kız vardı, onlar götürürdü tüm hikâyeyi. Biz eskiden iyi karakteri severdik sadece, artık kötülerden de hoşlanıyoruz...
- Ben izleyicinin kötüyü sevdiğini düşünüyorum. Kötü oyun kurucudur, iyiyi hep maruz bırakır. Canlandırdığım Tuğçe karakterinden aksiyon alıyorlar. Bence izleyici iki kişi üzerine kurulu senaryolardan değil de çoğul hikâyeyi izlemeyi seviyor artık.

- Kısa bir süre önceye kadar Bakü'de yaşıyormuşsunuz. Orada mı doğdunuz?
- Dört yaşında Türkiye'den Bakü'ye gittim. Ama kendimi bildim bileli oradaymışım oraya aitmiş gibi hissediyorum.

- Sizde de bir Azeri havası var, benzetiyorlar mı benim gibi?
- Evet benzetiyorlar. Ana dilim Azerice, Rusçayı da çok iyi biliyorum. İlk olarak taşındığımızda Bakü, Sovyetler sisteminden yeni ayrılmıştı. Türkleri çok seviyorlar. Ötekileştirip ayrı görmüyorlar. Hep iki devlet bir millet diyorlar. Gerçekten de öyle yanaşıyorlar. Hiç zorluk yaşamadım. Ötekileştirilmiş insan olmadım. Bazı ülkelerde böyle değil çünkü. Kültür olarak çok yakınız. Sadece Türkiye'nin 20 sene önceki hali derler ya öyle.

- Bakü'de Rus okulunda okumuşsunuz. Ruslar çok disiplinlidir, derler. Okul hayatınız nasıl geçti?
- Özel bir Rus kolejinde okudum. Azerbaycan'da Rusça ikinci ana dil gibi. Yabancılık çekmeyelim diye babam Rus okuluna gönderdi kardeşimle beni. Gittiğim okul sanat okuluydu, yetenek sınavıyna öğrenci alıyorlardı. Mesela raketi tutuşuna bakıp top attırıyorlar. Bilmesen bile yatkınlığına bakıyorlar. Hiç unutmuyorum hoca bana "Kendini fil gibi hisset ve fil gibi davran" demişti. Beni de oyunculuk, drama ve tenise yönlendirmişlerdi.

- Rusların sıkı disiplininden bunaldığınız oldu mu ?
- Bu anlattıklarım keyifli taraflarıydı. Dersler çok sıkıydı. Hatta bir coğrafya hocam vardı derste nefes almaya bile korkuyordum. Hâlâ etkisi vardır. Ama iyi ki bu eğitimi almışım. Çünkü sette çok işime yaradı. Örneğin sete zamanında gitmek, kimseyi bekletmemek, saygısızlık yapmamak hemen hazır olmak gibi. Disiplinli olunca hep öyle devam ediyorsun. Bizde üç dakika bile geç kalsan derse almıyordu hoca.

- Evde Türkçe mi konuşuyordunuz?
- Bizim evde kalan Rus bir abla vardı. Evde çok az Türkçe konuşuluyordu. Türkçeyi çok iyi anlıyordum ama kötü konuşuyordum. Aksanım vardı. Zaten Mersin Anamurluyum. Yazları bir ay geliyorduk Mersin'e. Rusçanın kalıtsal bir kabalığı vardır. Bazı harflerde sorun yaşıyordum. O yüzden kelimeleri yanlış telaffuz ediyordum.

- Türkiye'ye ilk üniversite okumak için mi geldiniz?
- 17 yaşımda geldim. Babam Türkiye'de okumamı istedi. Kardeşim de Türk kolejine gitti. Bana sordular "İster misin?" diye ama "Nasıl olur nasıl yaparım?" diye düşündüm. Bir yıl boyunca Türk hocalardan eğitim aldım. İlk öğrendiğim şey "Küme nedir?" olmuştu. Çünkü soruda yazıyordu ne olduğunu bilmediğim için çözemiyordum. Sonra Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nü kazandım.

- Biz hafif bozuk Türkçe konuşanları sempatik buluruz...
- Ben hiç sevmiyorum ama halk seviyor hatta bazen Azerice konuşmamı istiyorlar. İlk başta çok üzülmüştüm ama sonra konservatuvara da neden alınmadığımı daha iyi anladım. Bu topraklarda çalışıyorsam Türkçeyi çok iyi konuşmalıyım.

- Rus ve Azeri rolü olsa hazır oyuncumuz var o zaman...
- Azeri rolü çok istiyorum.

HAYATIMDA AZ AMA ÖZ İNSANLAR OLSUN

- Daha gelenekçi taraflarınızın olduğunu görüyorum. Cem Bey ile tanıştığınızda şaşırdığı taraflarınız oldu mu?
- Benim zaten bu yapıda olmam ilişkimizin direği. Böyle olmam onun hoşuna gidiyor. Karakterimi seviyor. Ben çok içli dışlı olan biri değilim. Mesafeliyimdir. Mesafem insanları tanıdıkça açılır. Herkesi hemen hayatıma dâhil edip arkadaş olmam. Hâlâ yurtta kaldığım dönemde tanıştığım arkadaşlarımla görüşüyorum. Az olsun öz olsun hayatımdaki insanlar. İnsan büyüdükçe gerçek dostlukları anlıyor. Özellikle bizim sektörde herkes birbirinin yüzüne gülüyor ama o kadar çok farklı şeyler duyuyorsun ki. Bu yüzden buradaki ve Bakü'deki arkadaşlarıma sıkı sıkı sarılıyorum.

ENGİN İLE SAHNEM OLDUĞU İÇİN ÇOK ŞANSLIYIM

- Arkadaşlık demişken dizide canlandırdığınız Tuğçe'de yakın arkadaşı Sevda'yı hem seviyor hem de kıskanıyor...
- Kıskanmak fiziksel olarak değil, bunu işe başlarken iki yönetmenle de oturup konuştuk. Sevda'nın bir ailesi var. En büyük kıskançlığı bu. Tuğçe'nin sahip olmak istediği bir erkek modeli var, durumu iyi olan ve onu sahiplenecek biri. Ve Sevda zaten buna sahip ama sahip olduğu bir şeyi istemiyor. Kızın hayatını kurtaracak diye bakıyor duruma.

- Dizi de mahalle kültürü de var bu aslında özlediğimiz bir şey...
- Rezidansta yaşayan adam ve villada yaşayan kadın hikayesi değil. Üsküdar'da çok güzel bir mahallede çekiyoruz. Mahalleli de çok tatlı sürekli sete geliyor. Dizide arkada geçenler mahalleden hatta.

- Yeni arkadaşlar edindiniz mi?
- Benim Engin Hepileri ile çok sahnem oluyor. Engin sahneyi çok yükseltiyor. Nerede vurgu yapmam gerektiğini söylüyor. Engin ile sahnem olduğu için çok şanslıyım. Zaten oyunculuğunu çok beğenirdim. Bu projede de bir araya geldik. Özgü'yü, Kerem'i, Serdar Burak 'ı da çok seviyorum.

CEM ÇOK MERHAMETLİ, ONDAN ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM

- Size gelelim, mutlu musunuz erkek arkadaşınız Cem Belevi ile...
- Evet mutluyum. İki buçuk yıldır süren güzel, kapalı bir ilişkimiz var. Birlikte çok fotoğraf paylaşmıyoruz.

- Birbirinize benzeyen bir çift misiniz?
- İkimiz de gece çıkıp eğlenmeyi seven insanlar değiliz. Gündüz arkadaşlarımız ile buluşuyoruz. Nerede sabah orada akşam bir hayatımız yok. İkimiz de ruh olarak yoruluyoruz. Bir doğum günü davetine bile çağrıldığımızda "Nasıl gidip nasıl geleceğiz?" diye düşünüyoruz.

- Cem Belevi'nin en beğendiğiniz tarafı nedir?
- Merhametli olması... Kalbi güzel.

- Merhametli olduğunu hissettiğiniz, uzaktan onu izlediğiniz anlar oldu mu?
- Doğuda bir okulda ısıtma sistemi olmadığı için ayakları üşüyen öğrenciler haberini izlerken gözlerinin dolduğunu gördüm. O anı hiç unutmam. Asla yolda yanına gelenleri geri çevirmez, özellikle yaşlıları. Çocuklara ayrı merhameti var. Cem'den çok şey öğrendim.

- Cem'e hayranları tarafından atılan ilginç mesajlara denk geliyor musunuz?
- Geliyorum. Kendisi gösteriyor hatta... (Gülüyoruz)

- Nasıl mesajlar geliyor?
- İlişkimden sonra Cem' e gelen mesaj sayısı arttı. Benim ise azaldı. Cem benimle olan fotoğrafını Instagram'a attı ve gece saat iki gibi bir kadın o story'nin altına kendi fotoğrafını koydu. Sevgilisi olan erkeğe daha çok rağbet gösteren bir kitle var gibi. Erkekler daha saygılı bu konuda.

- Siz de gösteriyor musunuz erkek hayranlarınızdan gelen mesajları?
- Ben çok göstermiyorum. Onunkine gülüyoruz ama benimkine büyük ihtimal gülmeyeceğiz. Cem tam bir Türk erkeği. İtalya'da önüme gelip iltifat eden erkekler oldu, ne yapacağımı bilemedim. Cem de "Türkiye'de olsa bir şey yaparsın ama burada yapılmıyor çok garip bir duyguymuş" dedi. Ama sonra geleneklerinin o olduğunu öğrendik.
HABER AKIŞI